Skip to main content

Yeni Misafirlerimiz #3: Bryce Cotton



Avrupa takımlarının D-League üzerindeki ilgisinin her geçen yıl artması, BSL ekiplerinin de ufkunu genişletmiş durumda. Russ Smith ve Ricky Ledo gibi önemli isimleri ilk kez kıta dışına çıkararak elde edilen başarıların, her geçen yıl adım adım büyütülmesi gerekiyor.

Velimir Perasovic'i takımın başına getirdikten sonra yepyeni bir sistem değişikliğine giden Efes, kendi kimyasını oturtmaya çalışırken önemli bir kumar oynuyor. Oynadıkları bu kumarda, başarı ve başarısızlık arasında çok ince bir çizgi oluşturdular. Ya geçen yılki Laboral Kutxa'nın devamı niteliğinde bir organizasyon olacaklar, ya da barındırdıkları önemli eksiklikler yüzünden gemi su almaya en başından başlayacak ve tüm mürettebat batacak.

Peki böyle karmaşık bir yapının içinde, takıma en son katılan Bryce Cotton neler yapabilir, verimli olur mu, Avrupa'da fark yaratabilir mi gibi birçok soru kafalarda canlanıyor. Yazımıza başlıyoruz.

BRYCE COTTON ( 24 - PG/SG - 1.85 )




- Günümüzde 3 tip oyuncu vardır:

1- Beyninin emrettiğini elleriyle uygulayamayan
2- Ellerinin sunduğu imkanı beyniyle belli bir sistem içinde buluşturamayan
3- Kafasında kurduğu fikri parkede her zaman uygulayan

Bryce Cotton, vücuduna çok hakim bir oyuncu. Vücut koordinasyonu onun için her zaman en kilit terim olabilir. Kafasındaki fikri, yeteneği sayesinde her zaman parkeye uygular. İlk adımını çok iyi kullanır, ellerinin hızı sayesinde kolay top kaptırmaz, hızlı hücuma iyi çıkar, oyun zekasının farkını her an, her pozisyonda bir tehdit olarak görebilirsiniz. Bu özelliğinin de en büyük nedeni, yukarıda bahsettiğim gibi ellerine ve ayaklarına hakim olmasıdır. Efes, 3. kategoride belirttiğimiz oyunculardan birini aldı ve yakında da anlaşılacağı gibi büyük bir iş yaptı.

- Cotton hücumda hem skorer, hem de pasör olarak önemli bir tehdittir. Ama skora yatkınlığı bir tık daha önde diyebilirim. Hem şutunu yaratır, hem de potaya giderek kendine pozisyon ayarlar. 2 numaraya geçtiğinde topsuz oyunu çok iyi okuyup içeriye yaptığı cut'lar onun oyunundaki önemli artılardan biridir. Bu skorer özelliklerinin yanında Cotton'ın pas yetenekleri de üst düzeyde. Set oyununda doğru oyuncuyu bulma, pasın şiddetini ayarlama gibi konularda ellerini çok iyi kullanır. Uzunları iyi besler, top dolaşımını iyi ayarlar, hiçbir zaman setin dışına çıkmamaya çalışır.

- Topu getirip ilk pası yaptıktan sonra kenara çekilmesi gerekirse çekilir ve bu açıdan hiç sıkıntı çıkarmaz. Topsuz oyun konusundaki etkinliğiyle fark yaratır, ayrıca en çok ihtiyaç duyduğunuz anda ceza kesici bir şutör haline de bürünebildiği için onu rahatlıkla 2 numaraya çekebilirsiniz.



- Tempoyu çok sever ve oyunun her zaman hızlanmasını ister. Bu açıdan bakınca Avrupa'da en rahat olabileceği takımlardan birine geldi diyebilirim, zira Perasovic ondaki potansiyeli çok iyi işleyebilir. Burada asıl soru işareti Heurtel-Granger-Cotton rotasyonunun hangi kombinasyonlarla parkede yer alacağı ve bireysel açıdan bu 3 oyuncunun süre paylaşımının nasıl yapılacağı. Yukarıda Cotton'ın 2 numarada yarattığı avantajlardan bahsetmiştim. Ancak madalyonun bir de öteki yüzü var. Cotton, 2'ye geçtiğinde takıma fiziksel açıdan sıkıntı çıkarabiliyor. Çünkü 1.85'lik boyuyla eşleşmesi karşısında size açısından çok yetersiz kalıyor. Özellikleri arasında eksi olarak yazabileceğim en önemli nokta bu. Bu yüzden Perasovic'in de onu mümkün olduğunca Heurtel'le birlikte oynatmaktan kaçınacağını düşünüyorum. Oyunda olduğu sürece daha çok Granger'la birlikte parkede yer alabilirler.

- Cotton fiziksel handikaplara sahip olabilir, 2 numarada size açısından yetersiz olabilir ama bu, onun kötü savunmacı diye etiketlenmesini kesinlikle gerektirmiyor. Çünkü match-up'ı karşısında dayanabildiği kadar durmaya çalışıyor. Bunun yanında topsuz oyunu da çok iyi takip ediyor ve cut kaçırmama konusunda ekstra özen gösteriyor. Buradaki yine tek sıkıntı da perdelere takılma korkusu olabilir. Çünkü dışarıdan perde gelecek mi düşüncesi yüzünden, farkında olmadan rakibine fazla boşluklar bıraktığı oluyor.

- Cotton'ın istatistikleri her zaman göz kamaştırır. İlk adımı çok hızlı olduğu için kendine yaratabildiği orta mesafeli şutlar, dışarıdan yolladığı ceza şutları, potaya yaptığı penetreler. Tüm bunları yüksek yüzdeyle yapması onu çok değerli kılıyor. Ayrıca kısa boyuna rağmen ribaund da çekiyor. Avrupa'da iyice all-around bir oyuncuya dönüşmemesi için hiçbir sebep göremiyorum.

Muazzam bir yetenek, Avrupa'nın en iyi koçlarından biri ve soru işaretleriyle dolu bir takım. Cotton büyük bir belirsizliğin içine düştü diyebiliriz. Ancak geçtiğimiz yıl Darius Adams'ı canlandıran Perasovic, bu yıl Bryce Cotton'dan da çok büyük bir yetenek yaratmaya başlayacak, bundan eminim. Cotton sezon sonunda eğer NBA'e dönmeye karar vermezse, Euroleague büyük bir tehditle karşı karşıya.

Comments

Popular posts from this blog

Bir Nefret Hikayesi

İstanbul, finaller söz konusu olduğu zaman spor tarihinde çok özel bir yere sahip. Bu yazının başrollerinde yer alan Obradovic ve Spanoulis için de kariyerlerinin belki de en destansı şampiyonlukları tam burada yaşandı. Obradovic, Euroleague'deki ilk şampiyonluğunu 1992'de Djordjevic'in maç kazandıran efsanevi basketiyle alırken, Spanoulis de 2012'de açık ara favori görünen CSKA karşısında büyük bir farktan geri dönerek Printezis'e yaptığı asistle son saniyede şampiyonluğu çalmıştı. Peki Avrupa basketbolunun şu anda en büyük iki figürü olarak kabul edebileceğimiz bu iki isim arasındaki nefretin sebebi ne? Öyle ki, Obradovic, 'yolda görsem selam bile vermem' derken Spanoulis bu konu hakkında yıllardır konuşmak bile istemiyor. Bu konunun biraz detayına inelim.

Çoğumuzun bildiği bir hikaye aslında bu. Obradovic ve Spanoulis arasındaki nefret 21 Haziran 2010'a dayanıyor. Bu konuyu yeniden hatırlamamızı sağlayan şey ise, sizin de tahmin edeceğiniz gibi: Sin…

Basketbol Süper Ligi | İlk Yarı Ödülleri

En İyi Takım: Yeşilgiresun Belediyespor

Sezon başlamadan önce yerli genç isimler ve Ricky Ledo, Anthony Gill gibi yabancılardan oluşan bu takımın, aslında önemli bir proje takımı olduğu belliydi. Yeşilgiresun çok kritik bir karar almıştı ve bu karar hiç beklenmedik sonuçlar getirmeye başladı. Kimsenin ilk 10'a yazmadığı, hatta çoğunluğun son 3 sıraya yazdığı bu kadro, şimdilerde playoff yapma uğraşında. İçeride seyircisiyle oluşturduğu birliktelik sayesinde kolay kolay maç vermeyen Karadeniz ekibi, oyun kurucu pozisyonunda Malcolm Armstead yerine daha kaliteli bir isme sahip olsa, her şey dört dörtlük olabilirdi. Yine de bu olay, onların ilk yarıdaki en büyük sürpriz oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

En kötü takım: Muratbey Uşak Sportif

Koç Ozan Bulkaz'ın yarattığı etkisiz takım, geçen yıllarda başarılı olan Uşak'ın bu yıl çok gerilerde kalmasına neden oldu. Yetersiz yerli rotasyonu, plansızlık, kadro belirsizliği ve bunun gibi sayılabilecek daha bir sürü sebep, Uşak'ı…

Yeni Misafirlerimiz #1: Ricky Ledo

Salary Cap'teki inanılmaz yükselişle birlikte NBA'in çok daha cazip bir pazar haline dönüşmesi, şüphesiz ki en çok Avrupa'nın imajını zedeledi. Ekonomik açıdan zaten oldukça güçsüz olan Euroleague'in, elinde bulunan az sayıdaki değeri de zamanla kaybetmesi sürpriz olmaz. Avrupa'daki üst seviye oyuncuların yaşadıkları ikilem bir kenara dursun, D-League'deki önemli potansiyellerin önündeki denklem daha da karmaşık artık. Önlerinde 3 seçenek var:

1- NBA'de forma giyme şanslarını devam ettirebilmek için D-League'de kalmak.
2- Maddi yönden rahat olabilecekleri, ama kariyerleri açısından soru işaretleri barındıracak olan Çin.
3- Yeni bir uyanış yaşamak ve farklı bir maceraya atılmak için önlerinde duran Avrupa tercihi.

Bu yazıda (bunun bir yazı dizisi olmasını planlıyorum), geçen yıl D-League'de oynayan, bu yıl ise Avrupa'yı tercih eden Ricky Ledo'yu biyografik / istatistiksel detaylara fazla girmeden tanıtmaya çalışacağım. Oyuncuları tanıtmaya ba…